Telefon
WhatsApp
28 Mayıs: Bir Devlet Aklının ve Milli İradenin Doğuşu
300 X 250 Reklam Alanı

​28 Mayıs 1918, yalnızca tarih kitaplarının sararmış sayfalarında kalan bürokratik bir ilan değil; Doğu ile Batı’nın, gelenek ile modernitenin o zorlu kavşağında, İslam dünyasının ilk demokratik cumhuriyetinin çelikten iradesidir.

Uluslararası siyasetin o gri ve acımasız koridorlarında bir devletin nasıl inşa edildiğini anlamak istiyorsanız, 28 Mayıs’a dönüp bakmak zorundasınız. O gün kurulan şey sadece bir meclis veya bir kabine değildi; o gün, bir imparatorluğun enkazı altında kendi kaderini tayin etme hakkını cesaretle sırtlanan bir toplumun, bölgesel jeopolitiği yeniden yazma iddiasıydı.

​Azerbaycan’ın o dönemki fikir mimarlarının zihninde 28 Mayıs, basit bir "ayrılma" değil, bir "uyanış" idi.

Mehmet Emin Resulzade’nin, “Milli bağımsızlık, milli şuurun ifadesidir; şuur ise tarihin derinliklerinden gelen o sarsılmaz sesi duymaktır” sözü, bugün hâlâ bir pusula niteliğindedir. Bu söz, aslında devlet olmanın sadece toprakla değil, bir hafızayla mümkün olduğunu anlatır.

Tıpkı Mirze Bala Mehmetzade’nin o meşhur tespiti gibi: “İstiklal, sadece düşmanı kovmak değil, kendi değerlerinle dünyayı selamlamaktır.” Bu düşünürler, 1918’de sadece bir sınır çizmiyorlardı; aslında bugün Azerbaycan’ın uluslararası masalarda sergilediği o vakur duruşun temelini atan bir "siyasi genetik" oluşturuyorlardı.

​Bugün uluslararası güç denklemlerini masaya yatıran bir strateji gözlüğüyle bakıldığında, o dönemki entelektüellerin öngörüsü ile bugünkü jeopolitik gerçekliğin organik bağı daha da belirginleşir. Bakü-Tiflis-Ceyhan’dan Orta Koridor’a kadar uzanan o stratejik hat, aslında Resulzade’nin o vizyoner bakışının bugünkü somut yansımasıdır.

Ahmet Ağaoğlu’nun moderniteye olan inancı, bugün Azerbaycan’ın dünya ile entegrasyonunda bir diplomasi diline dönüşmüştür. Paris Barış Konferansı’nın soğuk koridorlarında Azerbaycan heyetinin sergilediği o sarsılmaz irade ile bugünkü dış politika esnekliği arasında kopmaz bir bağ vardır: Her iki dönemde de Azerbaycan, “kendi oyununu kuran” bir özne olmanın bilincini taşımıştır.

​Peki, bu tarihsel miras bugün bize ne fısıldıyor? Aslında okuyucunun şurada durup düşünmesi gerekir: Bir devlet, üzerine basıp geçtiği toprağı, sadece bir coğrafya mı, yoksa bir idealler bütünü olarak mı görüyor? 28 Mayıs, bize bir devletin sadece askeri güçle değil, o gücü anlamlandıran "fikir" ile ayakta kalacağını öğretir.

Bugün Karabağ’daki zaferle taçlanan süreç, aslında 1918’in o kadim haykırışının, yani "Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!" şiarının bir asır sonraki somut cevabıdır. 1918’de kurucu babaların hayalini kurduğu o "aydınlık cumhuriyet", bugün stratejik derinliği olan, sözü dinlenen ve bölgesel dengeyi belirleyen bir güç olarak karşımızda duruyor.

​Nice hür, özgür ve bağımsız Türk’e; Türk yurduna zincir vurulamaz. Türk hür yaşar, hür yaşayacak ve bağımsızlığı hiçbir sözle bağlanmayacaktır. Özgürce nişanlı nice bayramlara ulaşmak dileğiyle...

Bayramınız bayram olsun. Can Azerbaycanlı kardeşlerimize, tüm vatandaşlarımıza selâm olsun; bağımsızlığımız kutlu, bayramımız dâim olsun!

​Filiz Toklu
Gazeteci-Yazar, Uluslararası Siyaset Stratejisi

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Şərh

Hələ şərh yoxdur! İlk şərh yazan siz olun!

Şərh Göndər

Zəhmət olmasa bütün sahələri doldurun!