Telefon
WhatsApp
Karanlıkta Bir Meşale: Cemil Meriç ve Hakikat Sürgünü
300 X 250 Reklam Alanı

Gözleri ışığa kapandığında, zihninin kapıları evrenin tüm sırlarına ardına kadar açılmıştı. Cemil Meriç, modern zamanların en hüzünlü ama en keskin bakışlı sürgünüydü; kendi coğrafyasında, kendi kelimelerinde, hatta kendi düşünce ikliminde bir "yabancı" gibi hissettirilse de, o aslında bu toprakların ruhunu en derinlerden okuyan, bir medeniyetin küllerinden dirilişini müjdeleyen bir hakikat savaşçısıydı. Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir sözünün canlı bir timsali olarak, hayatın sert rüzgarları arasında eğilmeden, köklerini daha da derine salarak büyüdü.

​Onu sadece bir yazar, bir mütercim ya da bir sosyolog olarak tanımlamak, o engin zihin haritasına sığmayacak bir kısıtlamadır. O, mağarasına çekilmiş bir münzevi değil, aksine fildişi kulesinden inmeyi reddetse bile, o kuleyi tüm dünyayı gören bir gözetleme noktasına dönüştüren bir gönül eridir. Karanlığın içinde bir lamba aramadı, bizzat kendisi o geceyi delen bir kandil oldu. Kitapları, onun için sadece satırlardan ibaret değildi; her sayfa, ruhunun bir parçasıyla örülmüş birer basamaktı.

​Cemil Meriç, bir ömür boyu "aydın" olmanın, yani ışık saçmanın, o ziyayı taşırken yanmanın bedelini ödedi. Batı’nın kibrine karşı Doğu’nun mahzun ama vakur duruşunu savundu. İdeolojilerin çürük surlarına çarpa çarpa yürürken, hiçbir zaman hakikatten vazgeçmedi. Onun için asıl olan, bir gruba dahil olmak değil, bir fikrin namusuyla yaşayabilmekti.

​Bugün, parçalanmışlıkların, kutuplaşmaların ve birbirine yabancılaşan ruhların arasında, onun birleştirici sesi daha da kıymetli hale geliyor. O, millet olma bilincinin bir "toprak bütünlüğünden" öte, bir "anlam bütünlüğü" olduğunu her fırsatta vurgulardı. Milli beraberliğin ancak kendi köklerine inen, tarihine küsmeyen ve diline sahip çıkan bir nesille mümkün olacağını bilirdi. Bu yüzden sık sık tekrarlardı:
​"Kendi ruhunu tanımayan, başkalarının ruhuna giremez; kendi vatanını sevmeyen, insanlığı sevemez."
​Bu söz, bugün dağılan parçalarımızı bir araya getirecek olan harcın formülüdür. Eğer bir ülkeyi yurt yapan şey üzerinde yürümekse; o yurdu "biz" yapan şey, aynı dili konuşmanın ötesinde, aynı kederi ve aynı umudu paylaşabilmektir. Meriç, "Kamus, namustur!" derken sadece kelimeleri değil, o kelimelerin içini dolduran hafızamızı ve geleceğimizi korumamızı vasiyet ediyordu.

​O, modernleşme sancısı çeken bir toplumun vicdanıydı. Bize, başkalarının gözlüğüyle değil, kendi gözlerimizle bakmayı öğretti. Yaradılışta hakikate aşık seçilenler için bir aydın, vatanın hem sığınağı hem de çileli yolcusuydu. Bugün onu vefat yıl dönümünde sadece bir hatıra olarak değil, ruhumuzdaki düğümleri çözecek bir fikir işçisi olarak saygıyla anıyoruz.

​Cemil Meriç, fikirlerini bir miras olarak değil, bir meşale olarak bıraktı. O meşale, biz doğruyu aramaya devam ettikçe yanmaya devam edecek.
​Ruhu şad, fikirleri yolumuza ışık olsun.

​Filiz Toklu
Gazeteci-Yazar

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Şərh

Hələ şərh yoxdur! İlk şərh yazan siz olun!

Şərh Göndər

Zəhmət olmasa bütün sahələri doldurun!