Türk Dünyasına Kalemiyle Can Verenlerin Canıyla Ödediği Bedel
Türk Dünyasına Kalemiyle Can Verenlerin Canıyla Ödediği Bedel
İnsan topluluklarının bir millet bilinci kazanması, hafızasını muhafaza etmesi ve nihayetinde siyasi bir irade ortaya koyması, bilginin serbestçe dolaşımına bağlıdır. Gazete ve matbuat; yalnızca haber aktaran kâğıt parçaları değil, adeta siyasetin, toplumsal refleksin ve millet olma şuurunun doğuş kaynaklarıdır. Sosyolojik açıdan basın, toplumun dertlerini dile getiren, geleceğe yön veren ve aydınlanma meşalesini yakan en temel unsurdur.
Türk dünyasının basını ve edebiyatı incelendiğinde, bu uyanışın en güçlü doğuş noktalarından birinin matbuat olduğu açıkça görülür. Kırım'da Bahçesaray’da yakılan o meşale, sadece bir haberleşme vasıtası değil; Türkçenin yayılmasında, "Dilde, fikirde, işte birlik" şuurunun coğrafyaya yayılmasında hayati bir rol oynamıştır. İsmail Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman gazetesi, bu uyanışın merkez üssü olmuştur. Gaspıralı'nın matbaasına ve gazetesine Türkistan’dan, Azerbaycan’dan, İdil-Ural’dan gelen mektuplar ve okur sesleri, Bahçesaray’dan yola çıkan fikirlerin bütün Türk ellerinde nasıl birleştiğinin en somut kanıtıydı. Yusuf Akçura gibi devrin mühim fikir insanlarının da neşriyat yoluyla işaret ettiği gibi, o kâğıtlar ve mektuplar adeta millî birliğin damarları olmuştu (Bkz. Yusuf Akçura, Türkçülük Meseleleri / İsmail Gaspıralı, Tercüman Arşivi).
Ancak bu meşalenin yakılması, coğrafyamızda hiçbir zaman kolay olmamıştır. Özellikle Türk dünyasının kalbinde yer alan Azerbaycan’da, hakikati haykırmanın ve Türkçe düşünmenin bedeli, tarihin her döneminde en ağır biçimde ödenmiştir.
Türk dünyasının basını, özellikle Sovyetler Birliği ve Stalin döneminde en karanlık, en acımasız baskılara maruz kalmıştır.
Matbuatın ve düşüncenin üzerindeki bu demir yumruk, sadece gazeteleri kapatmakla kalmamış; Türkçenin yazılmasını, okunmasını ve nesilden nesile aktarılmasını "vatana ihanet" suç tanımı içine sokmuştur. Stalin rejimi ve totaliter idareler, Türk dünyasındaki aydınların, gazetecilerin ve yazarların kalemini kırmayı hedeflemiştir. İsimleri, eserleri ve hatta hatıraları silinmek istenmiş; Stalin döneminde Türk diliyle yapılan her türlü neşriyat yasaklanmıştır. O dönemlerde Bakü’de, Gence’de ya da Türkistan’ın herhangi bir köşesinde Türkçe bir gazete çıkarmak, bir bildiri basmak ya da sadece ana dilinde bir eser okumak büyük bir cesaret, hatta doğrudan bir ölüm fermanı idi. İnsanlar, sırf kendi dillerine, kültürlerine ve milli kimliklerine sahip çıktıkları için sürgün edilmiş, kurşuna dizilmiş veya zindanlarda unutturulmuştur.
Bugün dijital çağın konforunda, tek bir tuşla dünyanın öbür ucundaki habere saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Ancak bu rahatlık, bizlere geçmişte bu haberlerin, bu satırların ve bu hakikatlerin ne kadar kanlı bedeller ödenerek yazıldığını unutturmamalıdır. Dün, Sovyet propagandasına ve sansürüne karşı canı pahasına Türkçe gazete çıkaranlar; kâğıdı mürekkeple değil, yüreğindeki vatan sevgisiyle dolduranlar vardı. Onlar, basının sadece bir haber aracı değil, bir milletin varlık kalesi olduğunu biliyorlardı.
Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin simgesi olan ve tarihe 20 Ocak karanlık, kanlı Ocak olarak geçen katliam, sadece sivillerin değil, aynı zamanda hakikati duyurmaya çalışan basın emekçilerinin ve aydınların da hedef alındığı bir dönüm noktasıdır. Sovyet tanklarının Bakü’ye girdiği, masum insanları katlettiği o karanlık gecede, bilginin ve haberin de susturulması amaçlanmıştır. O dönemde ve bağımsızlığa giden yolda, Azerbaycan’ın sesini dünyaya duyurmak isteyen, hakikatin peşinden ayrılmayan gazeteciler ve yazarlar ya doğrudan hedef alınarak katledilmiş, ya idam edilerek susturulmuş ya da iz bırakmadan kaybettirilmiştir.
Bu uğurda can veren öncü isimler tarihin silinmez tanıklarıdır:
✔️Salahat Asgerov: Azerbaycan televizyonunun ve basınının cesur seslerinden biri olan Asgerov, halkın üzerine açılan ateşleri, gerçeği ve yaşanan zulmü kaydetmek ve duyurmak isterken hedef alınmış, görevi başında katledilmiştir. O, kamerası ve kalemiyle tarihe tanıklık ederken canını veren basın şehitlerindendir.
✔️Çingiz Mustafayev: Karabağ savaşının en sert dönemlerinin simgesi haline gelen Mustafayev'in attığı her adım, Sovyet ve Ermeni propagandasına vurulmuş en büyük darbe idi. Hakikati belgelemek uğruna kamerasıyla en ön saflarda yer alan Mustafayev, ellerindeki kameraların birer silahsız ordu olduğunu gösteren, görevi başında şehit edilen unutulmaz bir gazetecidir. Görevinin başındayken sarf ettiği "Ben bu millete aşığım" sözü, onun hakikat ve vatan uğruna gösterdiği sarsılmaz bağlılığın en net özeti olmuştur (Bkz. Çingiz Mustafayev Belgeselleri ve Savaş Arşivi).
(Not: Bu süreçte ve devam eden olaylarda adları resmi kayıtlara geçen ve verilemeyen pek çok yerel muhabir, matbaa işçisi ve yazar da karanlık güçler tarafından ortadan kaldırılmış, kaybettirilmiştir.)
Bu direniş ruhunun beslendiği köklerde, 1930'lu yılların Stalinist kıyımında yok edilen Türkistan ve Azerbaycan aydınları vardır. Kalemiyle halkı uyandıran, gazeteci-yazar kimliğiyle millî duygu ve düşünceleri kaleme alan Ahmed Cavad, sadece şiirleriyle değil, yazdığı makalelerle ve matbuattaki duruşuyla da rejimin hedefi haline gelmiştir. O, Türk milletinin bağımsızlık idealini savunduğu, ana dilde basını ve fikir hayatını yaşatmaya çalıştığı için kurşuna dizilmiştir. Kaleme aldığı "Men elime qələm alanda, xalqımın dərdini yazmışam" anlayışıyla yaşayan Ahmed Cavad, hakikati yazmaktan bir an olsun geri durmamıştır (Bkz. Ahmed Cavad Hayatı ve Eserleri Araştırmaları). Aynı dönemde Mikayil Müşfik gibi aydınlar da bu kıyımlara kurban gitmiştir.
Dün İsmail Gaspıralılardan Ahmed Cavadlara, Salahat Asgerovlardan Çingiz Mustafayevlere ve adını defterlere yazdıramadığımız yüzlerce nefer; Türkçe bir satır yazı kurtulsun, bir nesil kendi kimliğini unutmasın diye canlarını ortaya koydular. Bugün bizlere düşen görev, o mürekkebin ve kanın değerini bilmek; Türk dünyasının ortak hafızasını koruyarak geleceğere daha aydınlık bir mühür vurmaktır. Kalem, en keskin kılıçtan daha üstündür; yeter ki o kalemi tutan el, hakikatten ve vatan sevgisinden bir an olsun ayrılmasın.
Vatanı, bayrağı, milleti, kimliği ve dili için ağır bedeller ödeyen; bu uğurda can verip şehit düşen Türk kahramanlarımızın ruhları şad olsun.
Başta Azerbaycan olmak üzere tüm Türk dünyasına selam ve muhabbet ile...
Gazeteci-Yazar Filiz Toklu





Oxşar
Azərbaycan Prezidenti İlham Əliyevin Berlindəki görüşləri.
Türk Dünyasına Kalemiyle Can Verenlerin Canıyla Ödediği Bedel
Türkiyə-İsrail rəqabəti və yeni Yaxın Şərqin formalaşması
Azərbaycandan türk dünyasına özə qayıdış örnəyi: Göytürk yazısının dirçəlişi
ABŞ-İran Gərginliyi: Hörmüz Boğazı Yenə Bağlana Bilər
Türk Dünyasında İmtahan Mərkəzləri Bir Araya Gəldi
Özbəkistanın gömrük xidmətində rəqəmsal transformasiyanın praktiki nəticələri
Türk kimliyinə qarşı "DNT hücumu"? – "Məsələ təkcə gen deyil..."